"Enter"a basıp içeriğe geçin

NE PROVOKATÖRÜ KARDEŞİM…

Bir kısım provokatörler deyiminden tiksiniyorum artık. Bu ne anlama geliyor? İşler tıkır tıkır yürürken kanı bozuk birileri çıktı, insanları provoke etti, halkı huzursuz etti, düzeni bozdu..Bu neticede bir mazerettir. Makul müdür, bana göre değildir. Çok makul olsa aynı gerekçeler zaman zaman diğer gelişmiş ülkelerde de kullanılır. Yine gizli bir el düğmeye bastı, provokatörler yine sahnede tespiti, mazereti mesela İngiltere’de kullanılmaz. Onlar imkanları varsa gereğini yaparlar, yoksa yutkunurlar.Çünkü uluslararası ya da ulusal örtülü mücadelede provokatörlük bir haktır. Akamete uğratmak da öbür tarafın hakkıdır.
* * *
Esas olan bir işte sonuç almaktır.Hedefin her neyse oraya varmaktır. Vardık ama çok bedel ödedik olabilir; maliyeti yüksek oldu, olabilir; daha az bedel ödeyerek buraya varabilirdik değerlendirmesi yapılabilir.
Benim bir damacana örneğim var. Boş bir damacanayı arıtma cihazının altına koyup damla damla doldurduktan sonra içine iki damla idrar karıştırırsanız onun adı arıtılmış su olmaz. Olan oldu kaldığımız yerden devam edelim de olmaz. Dökeceksiniz, yıkayacaksınız, kaynatacaksınız, tekrar arıtma cihazının altına koyacaksınız. Sıfırdan başlayacaksınız yani. Bu damacananın dolmasında el emeğim,alın terim var, denmez..Vardı denir koyunlara faydası olmaz.
* * *
İçerdeki bir adamı düşman ilan etmek teknik olarak hatalı. Adam senin vatandaşın. Kimlik vermişsin. Olsa olsa suçlu olur. Yazılı hukukta o suçun bir karşılığı varsa gereğini yaparsın. Yapacağız ama…diyorsak gereğini yapamıyoruz demektir. Ötesi mırın kırına girer. İçerdeki bir takım düşmanlar..kansızlar soysuzlar olmaz.Teknik olarak hepsi hissedar. Kaldı ki düşmanlık etmek için karşı tarafa geçmek, karşı tarafta durmak şart değil. En yakında durarak da bu işi yapabilirsiniz.
* * *
Bizde ters- düz bakma alışkanlığı yok. Mesela Hüsnü Mübarek 30 yıl Mısır’ın başında kaldı. Nasıl geldi, nasıl gitti kısmını geçin.Adam neticede 30 yıl kaldı.30 yılda devrilemesi için çeşitli hamleler de oldu. Başarısız olduğu için o teşebüste bulunanlar hain damgası yedi. Vatanlarına ve yüce önderlerine ve memleket için gecesini gündüzüne katan o insana karşı bir eylem..30 yılın sonunda şartlar olgunlaşıp adam gidince ona karşı yapılanların adı ne oldu? Demokrasinin ve halk hareketinin zaferi..Sonra ne oldu?
Oysa aynı adam, aynı düzen, aynı kanunlar, zulümse aynı zulüm..Herşey aynı olduğu halde eylemin adı neden değişiyor? Hükmedenin, hükmedilenin şartlarında bir değişiklik yok. Dışarıdaki şartlar değişmiş.Gitmiş Hüsnü gelmiş Sisi..Halk hareketi, halkın iradesi ne yapmış oluyor bu durumda.
* * *
Esad’lar babalı oğullu o ülkede 30 yıl hükmettiler. 30 yılın sonunda olanlar oldu. Bu, onların bu kadar yıl sonra başarısızlığı anlamına gelir mi? Zulmettiler onun için böyle oldu desek eskiden zulmedilmiyordu anlamı çıkar. “Ediliyordu ama”dan sonra nasıl bir cümle kurulur? Nasıl kurarsanız kurun o ülke dışındaki şartların değişikliğine bağlamak zorundasınız.
* * *
Kaddafi, Elysee Sarayı’nın bahçesine çadır kurduracak kadar kaprisliydi. O hiç değişmedi. Onun dışındaki şartlar değişti..Değiştiği için organize infaz timinin yanındaki kalabalıkları kendi tebaası zannedip , “Evlatlarım benden ne istiyorsunuz” diyerek gitti.
Diktatörlüklerde böyle..Demokrat ya da yarı demokrat ülkelerde nasıl olur bu iş? Ya da hangi hallerde olur?
Benim için soru şudur: Kaddafi ne yapsaydı ömürünün sonuna kadar kalabilirdi, Esad ne yapsaydı zalim ve kan içici olmaz, ülkesini demokrasiyle tanıştıran lider olurdu. Hüsnü Mübarek ne yapsaydı hayal ettiği gibi oğlunu koltuğuna oturtabilirdi, Haydar Aliyev ne yaptı da oğluna devredebildi..Bu sonuçlarda payları ne? Konjonktürün payı ne, coğrafyanın payı ne?
Pakistan neden hiç gün yüzü görmüyor?
Hindistan neden bu konuları aşmış gibi görünüyor?

10.10.2014

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir