"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: 2014

NE PROVOKATÖRÜ KARDEŞİM…

Bir kısım provokatörler deyiminden tiksiniyorum artık. Bu ne anlama geliyor? İşler tıkır tıkır yürürken kanı bozuk birileri çıktı, insanları provoke etti, halkı huzursuz etti, düzeni bozdu..Bu neticede bir mazerettir. Makul müdür, bana göre değildir. Çok makul olsa aynı gerekçeler zaman zaman diğer gelişmiş ülkelerde de kullanılır. Yine gizli bir el düğmeye bastı, provokatörler yine sahnede tespiti, mazereti mesela İngiltere’de kullanılmaz. Onlar imkanları varsa gereğini yaparlar, yoksa yutkunurlar.Çünkü uluslararası ya da ulusal örtülü mücadelede provokatörlük bir haktır. Akamete uğratmak da öbür tarafın hakkıdır.
* * *
Esas olan bir işte sonuç almaktır.Hedefin her neyse oraya varmaktır. Vardık ama çok bedel ödedik olabilir; maliyeti yüksek oldu, olabilir; daha az bedel ödeyerek buraya varabilirdik değerlendirmesi yapılabilir.
Benim bir damacana örneğim var. Boş bir damacanayı arıtma cihazının altına koyup damla damla doldurduktan sonra içine iki damla idrar karıştırırsanız onun adı arıtılmış su olmaz. Olan oldu kaldığımız yerden devam edelim de olmaz. Dökeceksiniz, yıkayacaksınız, kaynatacaksınız, tekrar arıtma cihazının altına koyacaksınız. Sıfırdan başlayacaksınız yani. Bu damacananın dolmasında el emeğim,alın terim var, denmez..Vardı denir koyunlara faydası olmaz.
* * *
İçerdeki bir adamı düşman ilan etmek teknik olarak hatalı. Adam senin vatandaşın. Kimlik vermişsin. Olsa olsa suçlu olur. Yazılı hukukta o suçun bir karşılığı varsa gereğini yaparsın. Yapacağız ama…diyorsak gereğini yapamıyoruz demektir. Ötesi mırın kırına girer. İçerdeki bir takım düşmanlar..kansızlar soysuzlar olmaz.Teknik olarak hepsi hissedar. Kaldı ki düşmanlık etmek için karşı tarafa geçmek, karşı tarafta durmak şart değil. En yakında durarak da bu işi yapabilirsiniz.
* * *
Bizde ters- düz bakma alışkanlığı yok. Mesela Hüsnü Mübarek 30 yıl Mısır’ın başında kaldı. Nasıl geldi, nasıl gitti kısmını geçin.Adam neticede 30 yıl kaldı.30 yılda devrilemesi için çeşitli hamleler de oldu. Başarısız olduğu için o teşebüste bulunanlar hain damgası yedi. Vatanlarına ve yüce önderlerine ve memleket için gecesini gündüzüne katan o insana karşı bir eylem..30 yılın sonunda şartlar olgunlaşıp adam gidince ona karşı yapılanların adı ne oldu? Demokrasinin ve halk hareketinin zaferi..Sonra ne oldu?
Oysa aynı adam, aynı düzen, aynı kanunlar, zulümse aynı zulüm..Herşey aynı olduğu halde eylemin adı neden değişiyor? Hükmedenin, hükmedilenin şartlarında bir değişiklik yok. Dışarıdaki şartlar değişmiş.Gitmiş Hüsnü gelmiş Sisi..Halk hareketi, halkın iradesi ne yapmış oluyor bu durumda.
* * *
Esad’lar babalı oğullu o ülkede 30 yıl hükmettiler. 30 yılın sonunda olanlar oldu. Bu, onların bu kadar yıl sonra başarısızlığı anlamına gelir mi? Zulmettiler onun için böyle oldu desek eskiden zulmedilmiyordu anlamı çıkar. “Ediliyordu ama”dan sonra nasıl bir cümle kurulur? Nasıl kurarsanız kurun o ülke dışındaki şartların değişikliğine bağlamak zorundasınız.
* * *
Kaddafi, Elysee Sarayı’nın bahçesine çadır kurduracak kadar kaprisliydi. O hiç değişmedi. Onun dışındaki şartlar değişti..Değiştiği için organize infaz timinin yanındaki kalabalıkları kendi tebaası zannedip , “Evlatlarım benden ne istiyorsunuz” diyerek gitti.
Diktatörlüklerde böyle..Demokrat ya da yarı demokrat ülkelerde nasıl olur bu iş? Ya da hangi hallerde olur?
Benim için soru şudur: Kaddafi ne yapsaydı ömürünün sonuna kadar kalabilirdi, Esad ne yapsaydı zalim ve kan içici olmaz, ülkesini demokrasiyle tanıştıran lider olurdu. Hüsnü Mübarek ne yapsaydı hayal ettiği gibi oğlunu koltuğuna oturtabilirdi, Haydar Aliyev ne yaptı da oğluna devredebildi..Bu sonuçlarda payları ne? Konjonktürün payı ne, coğrafyanın payı ne?
Pakistan neden hiç gün yüzü görmüyor?
Hindistan neden bu konuları aşmış gibi görünüyor?

10.10.2014

Ara dönem rolleri…

Bundan 30 sene önce, muhafazakarım, liberalim, sosyalistim, marksistim,ateistim, cemaat mensubuyum, milliyetçiyim, Kürdüm, Kürtçüyüm, sağcıyım, solcuyum demenin bir karşılığı vardı.
Adam ürün kodunu söylemiş gibi oluyordu.
Kodunu aldıktan sonra üç aşağı beş yukarı hangi konuya nasıl baktığını biliyorduk
Mısır için ne düşünüyor.Cumhuriyetle arası nasıl, krallığa nasıl bakar, Osmanlıyı sever mi, din düşmanı mı, cemaatlere sıcak bakar mı, adalet deyince ne anlar, özelleştirmenin neresinde, Çin’e ne der, Sovyetler deyince neresinden geçer, eğitim onun için nedir, bana nasıl bakar vs.
Peki şimdi “ben şuyum, şunlardanım” demenin bir karşılığı var mı?
Neresine bakarak ne olduğunu anlayacağız? Hem niye biz bakarak anlayacağız.
Neredeyse müslümanım demesi bile kafa karıştıracak hale geldi.
Maliki’den Esat’a, IŞİD’den İhvan’a, Pakistan yönetiminden Filistin’in Gazze’sine, Ramallah merkezli büyük dilimine kadar herkes oraya ve o dine ait olduğunu söylüyor.Sisi de söylüyor.
içeridekiler söylüyor.
Üstelik içeride artık cemaat deyince başka şeyler anlaşılıyor.Eski usul boynunu büküp, görenlerin hayran olduğu tipler yok. İllegal örgüt, legal sendika, yarısı resmi, yarısı gayri resmi şebekeler akla geliyor.Bir cemaate mensubum demenin karşılığı karışık.
Mırın kırın ederek, “abi ne olacak bu memleketin hali” sızlanması yapıyor değilim. Neden böyle oldu,bu ne anlama geliyor sorusuna cevap arıyorum.
Ama yanlış ama doğru ama saçma ama sığ..Benim cevabım şu:
Dünya kum saati gibi yaklaşık her 100 senede bir ters çevriliyor. Rengarenk kumlar var..Akma işi bitince yeni şekiller ve desenler oluşuyor. Arada bir makyajlı kasa gibi tamponunu farını biraz yuvarlayıp yeni modele kadar işi götürüyorlar.
1. Dünya Savaşı’nda tersyüz edilmiş.
Öncesine bakın sonrasına bakın.
Servetler, sınırlar, büyükler küçükler değişmiş.
II. Dünya Harbi’nin öncesine ve sonrasına bakın.
Benzeri bir hazırlık 30 senedir yürütülüyor. 1 ve 2.Dünya Savaşı’ındaki teknolojiler çok geride kaldı. Artık topyekün savaş yok. Mevzii savaşlar ve ve yeni usuller var. Yine yeni bir düzen kurulacak. Yeni düzende yine insanların ürün barkodu işe yarar hale gelecek.Yine en az 70-80 sene herkes tutarlıymış gibi olacak.
İstimlak edilecek araziler üzerine yapılan binalar yıkılıyor. Ya rızayla verirsiniz ya da zorla yıkar geçerler. Aradaki feryat figanların kimseye faydası yok.

Tutarsızlık herkesi sardı. Bir danışman, “Ey TÜSiAD! Parasını ben vereyim gazetelere ‘kahrolsun İsrail!’ ilanı verin de göreyim”, diyor. Bunun adı da dış politika oluyor, tutarlılık ve dirayet oluyor, karınca misali su taşımak oluyor.
Eski İsrail Elçimiz,Mavi Marmara baskınının Mısır istihbaratının sabotajı olabileceğini söylüyor.Bu ihtimal doğruysa aczin ilanı olmuyor mu? Mısır ne kadar kötü bir ülke bizi oyuna getirdi mi demiş oluyoruz..Mısır istihbarat servislerinin oyununa geldik, haber alamadık önleyemedik mi demiş oluyoruz.
Bu geçiş dönemini en az hasarla atlatabilmenin yolu, değişimden sonra ortalığın nasıl şekillenebileceğini öngörmek.Nereden yol geçecek, neresi ticari imar, neresi yeşil alan..Proje sahibi kim, gerçekleşme ihtimali ne..Ya da mesela kahrolsun İsrail demenin Filistinli kardeşlere bir faydası var mı, ben kötüdür demiyorum..Belki kahrolsun İsrail türküsü de bir ihtiyaçtır. Diğer acıları unutturur, lokal anestezi, görevi yapar..Belki kötüdür..Boşa kürek çekmek olur.Belki çaresizliktir..Gecekondusu yıkılacak olan adamın çatıya çıkıp yakarım, yıkarım diyerek boşa bağırması gibidir.Bilmediğim bir konu.Sadece bana anlamsız geliyor.
Yeni düzende herkes yerini bulur.Ara dönem rollerine çok kapılmayalım.
Gelir geçer.
5.8.2014